YAĞMUR


O yıl kuraklık köy halkının belini bükmüş; ahali her gün yağmur duasına çıkıyormuş, ama bir türlü yağmur yağmıyormuş. Kahvehanede oturmuş, hoca ile birlikte yağmur duasına gidenleri seyreden Bektaşî onları çağırmış:
- Ey ahali, buraya gelin!.. Ben size yağmur yağdıracağım!..
Köylüler de hoca ile birlikte Bektaşî'nin etrafında toplanmışlar. Bektaşî tekrar seslemiş:
- Bana bir kova su bulun!..
Hemen bir kova su bulup getirmişler. Sırtından çıkardığı hırkasını kovanın içine atıp bir güzel yıkayan Bektaşî, kurması için söğüt ağacının dalına asmış. Tam o sırada şimşekler çakmış, gök gürlemiş, ardından da şakır şakır yağmur yağmaya başlamış. Şaşıran köylüler, Bektaşî'nin ermiş olduğuna inanıp, elini öpmek için yarışa girmişler. Bektaşî de bundan rahatsız olup demiş ki:
- Durun yahu!.. Ne yapıyorsunuz? Benim ermiş olduğum filan yok!..
Köylüler hep bir ağızdan seslenmişler:
- Efendi hazretleri siz gerçekten ermişsiniz. Siz ermiş olmasaydınız yağmur yağar mıydı?
- Yahu kardeşim, benim ermiş olduğum filan yok. Sadece hırkamı yıkayıp kurusun diye söğüt dalına astım.
Köylüler hep bir ağızdan sormuş:
- Peki, o zaman yağmuru nasıl yağdırdın?
Bektaşî cevap vermiş:
- Bugünlerde yukarıdaki ile aram bozuk. Bana kızdığını bildiğim için, hırkamı yıkayıp kurusun diye söğüt dalına astım. O da kurumasın diye yağmur yağdırdı.

Hiç yorum yok:

Burda yorum yazacaksan, edip ol edebinle yaz,
Bir korkak gibi gizlenme, adınla soyadınla yaz.

Zeki Çalar


POPÜLER YAYINLAR


DOST SİTELER

Gitmek istediğiniz sitenin logosuna tıklayınız.











EMEĞE SAYGI

Bu site için harcadığım emeği saygı duymak istiyorsanız, bu sitede verilen bilgileri kendi sitelerinizde kullanırken
adresini kaynak gösteriniz.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı